Orta Çağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orta Çağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2014 Perşembe

Highlander Unchained - Monica McCarty





Kitap Adı: Highlander Unchained
Yazar Adı: Monica McCarty
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ, İskoç
Yayınevi: Ballantine Books
Seri Adı: MacLeods of Skye
Seri Sıralaması: 3
Toplam Kitap Sayısı: 3
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 363
Çıkış Tarihi: Eylül 2007
Değerlendirme: 5 / 5
Yorumladığım Tarih: 2011

Skye Macleodları serisinin son kitabı olan Highlander Unchanied'da böylece bitti. Seri gerçekten bir baş yapıt. İlk kitabını okuyalı her ne kadar uzun zaman olsada o zaman keşke bitirseymişim seriyi dedim kendi kendime.

Son kitap cidden serinin en güzel kitabı. Bir kere karakterimiz tam bir alfa erkek. Dediğim dedik çaldığım düdük, sert mizaçlı, güçlü bir lider ama konu aşka gelince efenim pek tutkulu bir aşığa dönüşüyor.

Hikayemizin konusundan biraz bahsedeyim. Flora yani Rory'nin üvey kardeşi annesinin kaderi gibi ödül olarak evlendirilmek istemiyordur. Bu yüzden kendi kaderini kendi yazmak, kocasını kendi seçmek adına yıllardır tanıdığı, son zamanlardada kendisine ilgi gösteren Lord Murray ile kaçmaya çalışır ama arabaları yolda bir grup barbar tarafından durdurulmuştur. Abisine karşı rehine olmak için kaçırılır. Ama dik kafalılığı ve savaşçı ruhuyla tanınan Flora dize gelmemeye niyetlidir. Önüne her çıkan fırsatı kullanıyor ve Lachlan'ı çileden çıkarıyordur. Lachlan ise bu kaçırma işine kardeşini hapisten kurtarmak ve kalesini geri almak için kabul etmiştir. Flora'nın kuzeni Argyll kralın en güvendiği adamlardan biridir ve kuzeninin evlenmesini istiyordur. Kuzeninin kaçış haberini Lachlan'ın yanında aldığında aklına kuzenini bu adamla evlendirmek gelir. Ama tahmin etmedikleri şey vardır. Fiziksel çekim beraberinde duyguları ortaya çıkarmış ve Lachlan'ın görev bilincini sınamaya başlamıştır.

14 Şubat 2014 Cuma

Güllerin Fısıltısı - Teresa Medeiros





Kitap Adı: Güllerin Fısıltısı
Yazar Adı: Teresa Medeiros
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ, İskoç
Format: Paperback
Sayfa Sayısı: 448
Çıkış Tarihi: 2010

Çevirmen: Özgü Çelik
Değerlendirme: 4 / 5
Yorumlanma Tarihi: 2010


Morgan'ın patavatsızlıklarına aşık olacaksınız. Ben kitabı çok gülerek kimi zaman içim sızlayarak okudum. Çoğunluklada güldüm. Benim İskoçlara  zaafım vardır kitabı öyle yada böyle okurum ama bunu çook beğendim :) Kızımıza son zamanlarda çok uyuz oldum. Yolasım geldiysede barıştılar ya derin bir oh çektik. Keyifli bir aşkın hikayesini okumak istiyorsanız tam size göre bir kitap.

Kitap Morgan'ın iki klan arası barışını temsil etmek amacıyla Sabrina'nın klanında her yaz kalmasıyla başlıyor. Yıllar sonra bu iki bacaksız büyümüş olarak karşı karşıya gelirler. Bu ziyafette Morgan'ın babası öldürülür ve suçu kızın babasına atılmıştır doğal olarak. Morgan o tepkiyle Sabrinayı rehin alır ama kızın annesi Elizabeth kızını kurtarır. Morgan hücreye atılır ve daha sonra kızımızın babası hatasını düzeltmek için Morgan'a kızını verir. Bizim prenses gibi yetişmiş, el üstünde tutulmuş, gül kibi kırılgan kızımız bir dağlıyla evlenmiş ve bu hayata mahkum edilmiştir. Ama Morganın "Dağlı" duygularıyla tutku içinde yanacaklardır :))        


29 Nisan 2013 Pazartesi

Gelin - Julie Garwood



Kitap Adı: Gelin
Yazar Adı: Julie Garwood
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ, İskoç
Yayınevi: Epsilon
Seri: (Lairds' Fiancées, #1)
Toplam Kitap Sayısı: 2
Format: Paperback
Dil: Türkçe
Sayfa Sayısı: 378
Çıkış Tarihi: 2008
Çevirmen: Timur Avarkan


31 Aralık 2012 Pazartesi

Fire Song - Catherine Coulter


Kitap Adı: Fire Song
Yazar Adı: Catherine Coulter
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ, Bodice-Ripper
Yayınevi: Signet
Seri Adı: Medieval Songs
Seri Sıralaması: 2
Toplam Kitap Sayısı: 7
Format: Paperback
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 454
Çıkış Tarihi: 1985


19 Kasım 2012 Pazartesi

The Deed - Lynsay Sands






Kitap Adı: The Deed
Yazar Adı: Lynsay Sands
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Yayınevi: Avon
Seri Adı: Deed
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 3
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 384
Çıkış Tarihi: 1997


7 Kasım 2012 Çarşamba

Viking! - Connie Mason



Kitabın Adı: Viking!
Yazarın Adı: Connie Mason
Yayınevi: Leisure Books
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 390
Çıkış Tarihi: 1998


Bu kitabı baya uzun süredir aramaktaydım. Bir ara Viking diye sayıkladığım zamanlar bulamadım diye çok üzülmüştüm ama şimdi ki aklıma olsa kızardım kendime. Ha, kitap kötü değildi ama beni deli eden türlü olayla birleştirilmiş bir hikayesi vardı.


31 Ekim 2012 Çarşamba

Düşler Krallığı - Judith McNaught





Kitap Adı: Düşler Krallığı
Yazar Adı: Judith McNaught
Yayınevi: Epsilon
Seri Adı: Westmoreland
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 3
Format: Paperback
Dil: Türkçe
Sayfa Sayısı: 416
Çıkış Tarihi: 2008
Çevirmen: Meryem Kutlu



İlk tarihi aşk romanım ve sevme sebebim. Yeri bende ayrı. Çok güldüğüm, ağladığım, çıldırdığım nadir kitaplardan biri. Ahh Royce! Judith Mcnaught'un yazdığı kitapları arasında favori karakterim. O bir savaşçı, o bir efsane, o bir aşık, o aşkı uğruna ölümü göze alan adam, o bir Royce sayın okuyucular!

Kitabımız kızımız olan Jenny'nin yaramazlıkları yüzünden kapatıldığı manastır Royce'un kardeşi tarafından kaçırılmasıyla başlıyor. E tabii, ortada bir husumet var. Royce ingiliz, Jenny bir iskoç. O zamanlarda İskoçya ve İngiltere savaştalar. Royce "Kara Kurt" olarak her tarafta nam salmış, herkesi korkutmuş ama Jenny'i korkutabilene aşkolsun. Jennifer karakterini bana verseler bir kaşık suda boğarım herhalde. Caaanım dalyanım Royce'a yapmadığını bırakmadı. Halbuki onu kaçıran Royce bile değildi yani. Ne bu naz niyaz anlamadım gitti.

Anladık kaçırıldın, çırpınacaksın da savaştayız be gülüm, ne bekliyorsun adamın seni canı gönülden salı vermesini mi? Hah sonrada öpücüklerine, dokunuşlarına kandın e beraber olduktan sonra çekip gitmenin alemi neydi? Seviyordun, hoşlanıyordun neden arkasında durmadın be kadın! Sonra kral sizi tıpış tıpış evlendirdide noldu adam sana düşman oldu. Oh oldu sana. Olan Royce'uma oldu. Evlendiniz de ne oldu, adam sana gününü göstereceğim dedi kendi o günü gösteremediği gibi kendide bir gün yüzü göremedi! Kardeşinide yanlışlıkla öldürdü ama yok! Onun lakabı kurt, mutlaka birine atılmıştır diye ithamda bulundun! Halbuki onun tek istediği senin anlayışındı.

Senin için o yarışma meydanın ölecekti! Ailen katlediyordu onu sen odana kaçtın. Cesaretin aşka gelince sınıfta kaldı. Stefan'a helal olsun iyide yaptı, sürükledi seni. Anca gözün açıldı. Kimin ne mal olduğunu, yanı başındaki kocanın nasıl bir pırlanta olduğunu anca görebildin! Neyse, allahtan sonra uslandında bir rahata erebildik kitap sonunda. Royce'umada çocuk verdin eyvallah, ona diyeceğimiz yok. Derken baya dolmuşum bu konuda onu fark ettim. :) Tarihi aşk romanı sever veyahut okumak isteyen herkese bu kitabı öneriyorum!


Değerlendirme;


24 Ekim 2012 Çarşamba

The Silver Devil - Teresa Denys




Kitap Adı: The Silver Devil
Yazar Adı: Teresa Denys
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Yayınevi: Ballantine Books
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 384
Çıkış Tarihi: 1978



Uzun süredir bu kitap karşıma çıkar olmuştu. Söz konusu sahiplenici, kıskanç, alfa erkekler olunca burada ki karakter hepsini ezer geçermiş. Kızın sevgilisi sandığı adama işkence etmiş. Bir kaç gün önce okuduğum bu spoilerlar benim radarları açmaya yetti bile.

Kitaba karşı aslında ne desem bilemez haldeyim. Ne güzel, ne çirkin diyebiliyorum. Benim açımdan çok değişik bir kitap okudum. 1600'lerde ki İtalya'yı keşfetmiş oldum. Ama gelin görün ki kitap romance olan ama son anlara kadar romantik bir gıdım şey görmediğim bir hikayeye sahip. Oğlumuz deseniz ayrı bir psikopat. Şeytanın beden bulmuş hali olarak görülmesine şaşırmamak lazım. Gümüş Şeytan diyorlar ona. Saçları sarı, gözleri ise bir o kadar kara.

Kızımıza kitap boyunca yaptıklarına tuhaf bir hissizlikle okudum. Zira o kadar olaydan sonra adamdan - aslında yazardan - herşey bekler bir haldeydim. Kızımızın aslında tek suçu bir pencereden bakıp Domenico'nun - çok ilginç bir şekilde ingilizce iblis kelimesine benziyor değil mi? Var bu işte bir şey! - ilgisini çekmek olmuştu.

Konuya göre Felicia bir hancının karısının bilinmeyen biriyle gecelik ilişkisinden doğmuştur. Kimse adamın adını, sanını bilmez. Annesi o 11 yaşındayken ölene kadar aileden biri gibi bakılmıştır. Annesi öldükten sonra üvey babası ve abisi kızı köle gibi çalıştırır. Baba dediği üvey babasıda kıza ilk geceden tecavüz bile etmeye kalkar. Üvey abisi zor kurtarmıştır. Bir süre sonra üvey baba ölür ve kızımız 17 yaşındayken abisi evlenir. Kadının parasıyla abisi bir han almış ve onu işletmektedirler. Ne abi, ne karısı kızdan hoşlanırken işçi olarak çalışmaktan başka çare kalmamıştır.

Kızımız 19 yaşlarına geldiğinde günlerden bir gün savaştan dönen bölgenin Dük'ü kilisiye kutsanmak için giderken, kızımız meraktan geçen alaya bakmak için pencereden sarkar. Gözüne ise sarışın bir adam çarpar. Hemen içeri girse de akşamına adamı handa görünce şaşırmıştır. Ertesi gün uyandığında kendini gözlerini açamaz bir halde bulur. Bir kaç kere uyanıklılık ile uyku arasında gidip geldikten sonra en sonunda uyandığında gerçeği öğrenir. Dük'ün metresi olması için kaçırılmıştır.

Hastalıklı olmadığını öğrenmek için muayene yapıldıktan sonra kız hazırlanıp, kuzu gibi Dük'e sunulur. Kız yemekte metresi olması için kaçırıldığını sandığı adamın öldüğünü yerine ise o gün sokakta ve handa gördüğü adamın geçtiğini öğrenir. Adamın akşamına kıza tecavüz eder. Herkes adamın kızı bir hafta içerisinde bırakacağını beklerken, adamın amcası olan başpiskopos gelip oğlanı evlenmesi için başını yer. Kızımız bu sıra çoktan oğlanımıza aşıktır bile! Ben bunu ancak Stockholm sendromu diye adlandırabiliyorum. Velhasılı kelam bizim sadistik kahraman kızımıza evlenmeyi düşündüğü kızların resimlerini dizip, onun istediği ile evleneceğini söyler. Ama iş bu ki kız duygularını pekala iyi gizleyip biri seçer ama başpiskopos olayı örtbas edip konuyu dağıtır.

Bu olayların peşine kızımız Domenico'nun eski metresinden gerçek babasının eski dük olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Domenico'yu yatakta ret edince oğlanımız ilk başta saygı gösteriyormuş gibi görünür. Beş gün sonra kızımızı yemekten sonra zindana götürür ve onu gardiyanının işkence görmüş halini gösterir. Kızın onu bu adama güldüğünü gördüğünü ve ona eskort ederken koluna merakla sarıldığını gördüğünce sevgilisi olduğu kanısına varmıştır. Kız bu görüntüyü görünce midesi bulanır ve sevgili olmadıklarını söyleyip adamın salı verilmesini ister. Bunun üzerine adamımız ne derse beğenirsiniz? "Burada geçirdiği sürece olanlar onu ömrü boyunca kovalayacaktır. Öldürmek ona iyilik olacaktır!" Böyle bir kalas işte kendisi.

Sonrasında ünvanın devri için merkezdeki kaleye giderler. Yoldayken bir handa Domenico'nun gayri meşru olan abisi bir hancı karısına gözünü kaptırmıştır. Odada ki diğer adamlar kadını tutarken Sandro kadına sahip olur ve bu süreçte Domenico kızımızı onları durdurmaması için tutuyordur! O anda cidden iğrendim kendisinden.

Şeytanın en sonunda evleneceği kız seçilmiştir. Kızımız ise içten içe kenara fırlatılıp atılacağı günü bekliyor ve üzülüyordur. Dük amcasına inat, nişanlısının devir teslim törenine yetişemeyeceğini iddia ederek kızımıza onun kılığına sokma planları yapmaktadır. Felicia buna itiraz eder ama Dük onu duymazdan gelir. O ara başpiskopos kızı buradan kaçırabileceğini söyler ve kızımızda safça ona inanıp o gece kaçar. Herkes Domenico'nun onun peşinden gelmeyeceğine o kadar emindir ki! O kadar gururlu adam nasıl olurda kendini kaçan metresini geri getirecek kadar düşürebilirdir ki?

Kızımız aracın durdurulupta kapıda Domenico'nun suratını görünce şaşkınlığını buyrun siz tahmin edin. Saraya getirir ve kızın tahminlerinin aksine onu gelecekteki eşi olarak törende tanıtır. Kızın kaçırılmasında parmağı olan başpiskopos harici tüm insanları idam ettirir. Sonrasında ise ona ihanet eden en yakın arkadaşına cezasını vermek için - bir zamanlarda sevgililermiş sanırım, yazarımızın çok üstü kapalı bir anlatımı var, emin olamıyorsunuz - kızımızıda alıp ava giderler. Hainin yani Peidro'nun hiç ummadığı bir anda Domenico av köpeklerini üzerine salar ve adamın canlı canlı yenilmesini izlerler.

Bu olayın üzerine adamın nişanlısının oraya varmasını beklemeden, amcasının tüm itiraz ve sinir nöbetlerine rağmen öbür kaleye dönerler. Abisini önceden gönderen Domenico, üvey annesi olan İspanyol Düşesin kaleye ordu gönderdiğini öğrenir. Bir plan oluşturmaya çalışsalarda kızımızın itirazlarına rağmen dönüşlerinin şerefine olan festivali iptal etmezler. Şafakta da İspanyollar kaleyi işgal eder. Kızımız odasına yollandığı halde erkek çocuk kılığına girip Domenico'nun yanında durur. Domenico ve bir kaç adamı son çare olarak kalenin duvarından ip sallandırıp kaçarlar. Geride sekreterini bir iş için bırakmıştır. Kızımızı ipten aşağı indirmesine yardımcı olurken sekreter ölür. Onlar için bırakılan atlardan biriyle uzaklaşan kızımız çok yakında gruba yaklaşır ve üzücü haberi verir Domenico'ya. Bu arada dükün kendisini hiç düşünmediği, bırakıp gittiği için üzüntülüdür. Bu kılıkta bir iki gün yolculuk yaptıktan sonra ahırlarda görevli kişi kimliğini farkeder ve kızı korur.

Kısa süre sonrada Domenico kızı tanır ve gerçekliğine inanamaz. Öldüğünü sanmıştır. Sekreterini gönderdiği iş ise onu bulmasıdır. Hasretlerini giderdikten sonra Domenico beraber yatmaları ve kabuslarını gidermesinde ısrarcı olur. Her zaman ki gibi kızımız kabuslar geldiğince oğlumuzu göğsüne yaslayıp teselli eder. Herkes ise Dük'ün bir oğlan çocuğuyla beraber oloduğunu sanıyordur o sıra! Neyse az gittiler, uz gittiler derken asıl yere ulaşırlar. Oğlanımız meğersem ilk üvey annesinin akrabalarından ordularını talep edip, kalesini geri alma peşindedir. Ama buranın Dük'ü umdukları gibi çıkmaz. Adam ne kadar çok kibar ve misafirperver gözükse de bir tuhaflık vardır. Domenico kızımızı metresi olarak tanıttıktan sonra işler değişmeye başlar. Odaları gösterilir. Kızımız banyo yapıp, üstünü değiştikten sonra yemek için Düklere eşlik eder. O ara Domenico durumu açıklar. Dük ise cevabını yemek sonrasına erteler.

Sonra onlara çok değerli bir şey göstereceğini söyleyip bir odaya getirir ve kutuyu Domenico'ya uzatır. İçinde ilk üvey annesi tarafından ölmesinden hemen önce gönderilmiş bir itiraf mektubu vardır. Dük ise kardeşini öldürdükten sonra ona yardım edeceğini mi sanacağını söyler. Domenico o anda hikayeyi anlatır. Üvey annesi ona aşıktır. Hamile bıraktığı bir hizmetçisini bile ona dokunduğu için varlığına katlanamadığından kadın uzaklara göndermiştir. Bir gün kilisede Domenico'ya itiraf eder aşkını. Domenico'da onunla oracıkta beraber olur ve yerde bırakıp gider. Ona göre içinde aşk olmayan bir birleşmedir bu. Önemsiz. Ertesi gün geldiğince kadını aynı yerde kanlar içinde bulur .Kadın canına kıymıştır. Topluma cinayet olarak gösterilir bu olay. Biri bile asılır bu yüzden.

Bu olaylar açıklandıktan sonra o kalenin Dük'ü tek şartla ona ordusunu vereceğini söyler. Onunla satranç oynayacaktır. Eğer o kazanırsa metresini, Domenico kazanırsa da orduyu alacaktır. Domenico sanki önemsiz bir malını verirmiş gibi bu maçı kabul eder! Kızımız derinden yaralıdır ve Domenico satrançta yenilir. Dük ise üvey kardeşine karşı hissettiği ensest duyguların doğurduğu intikam duygusuyla Domenico'nuın gözü önünde kıza sahip olmaya kalkışır. Gardiyanlarda Domenico'nun izlediğinden emin olmakla mükelleftirler. Derken Domenico onları öldürür ve son anda kızı kurtarır. Sonra bu işi Düello'yla halletmeye çalışır.

Ama Dük o kadar kafayı uçurmuştur ki, kavganın ortasında saralarından biri tutar ve kızımızı, kız kardeşi sanar. O arada uyarılan ordunun generaline Domenico durumu yumuşatarak anlatır ve kazandığını söyler. Dük'ün kız kardeşi olduğu varsayımına karşı çıkmayan kızımız adama karşı vicdan azabı duyar. Domenico generalle konuşup, onları savaşa götürebileceğini garantileyince kıza yarım saate hazırlanmasını, yola koyulacaklarını söylese de kızımız gitmeyeceğini, Dük'ün adilce kazandığını ve artık onun emrinde olmadığını söyler. Domenico adamın onunla beraber olursa bunu ensest bir ilişki olduğunu sanarak yapacağını söylerek vazcaydırmaya çalışır ama kızımız adam beni başka biri olarak da olsa en azından sevdiğini söyler. Adamımız o anda kızın şoku üzerine dizleri üzerine çöker ve elbisesinin eteğini öper. Onunla gelmesi için yalvarır ve onu sevdiğini söyler.

Kızın onca zamandır onu sevmediğini sanıyordur. Ne yapsa hep önüne bir duvar örmüştür. Evleneceği kızı seçmesini kıskanıp, kıskanmayacağını görmek için istemiştir. Hatta evlenmeyi düşündüğü kadın olduğunu söyler. Babası belli olmadığı için bir Dük'e onun kızı olduğunu söyleyecek, adamda gücüne itiraz etmeyeceği için onunla evlenmesine bir engel kalmayacağına dair planları vardır. Kızımız şaşa kalmıştır ve oda oğlumuzun itelemesiyle sevgisini açıklar. Derken orduyla kaleyi almaya dönerler. Kale alındığı gün ise kızımız daha Domenico'nun iyi olup olmadığını göremeden hazırlanıp karşısına çıkması emrine uyarak hazırlanır. Kız kiliseye götürülür ve evleneceğini anlar sonunda. Adam kendinden o kadar emin! Bir ara evlenmeyeceğini sanarak güzelce bir bozguna uğruyor, oh olsun. Sonrasında da başpiskoposu tehdit ederek İtalyanın yarısının gözü önünde büyük bir düğün yaparlar. Hikaye ise kızımızın bir sonraki sene olan doğumunda Domenico'ya bir erkek dünyaya getirmesiyle sona erer.

Hikayenin başıda bu doğum sahnesiyle başlamıştı, sonunda ise tekrar oraya dönmek, sudan çıkmış balık etkisi yarattı bende. :) Evet, hikaye böyleyken böyle oldu. Ben hikayede aşk namına bir şey bulamadım. Aksine bol entrika, farklı bir kitap vardı karşımda. Domenico ise sevemeyeceğim bir karakter. Bir çocuk gibi her istediğini yapmaya alışkın, kibirli, cani bir yapıya sahip. Kıza çektirmediği acı kalmadı. Ama adamın romantik olası tuttuğu bir iki sahnede kitap gönlümü çelmiş olmalı ki gözümde beş üzerinden dörtlük bir kitap halinde. :)

Değerlendirme;



10 Ağustos 2012 Cuma

The Golden Dynasty - Kristen Ashley




Kitap Adı: The Golden Dynasty
Yazar Adı: Kristen Ashley
Türü: Fantezi, Romantik
Yayınevi: Self-Publisher
Seri Adı: Fantasyland
Seri Sıralaması: 2
Toplam Kitap Sayısı: 3
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 421
Çıkış Tarihi: 2011




Kitap sanki Khal Drogo ve Daenrys'in - Game of Thrones'da ki bir çiftimiz, o da ne ki derseniz bir zahmet sizi araştırmaya davet ediyorum. - mutlu sona kavuşmuş hali gibi. Karakterlerimiz fiziksel olarak çok benziyor. Ama hikaye örgüsü çok başka.






Kitabın başlarındaki halim;




Devamını okurken ki halim;




Aksiyon başlayıpta olayların bana nüfuz ettiği o naçizane anlardaki halim;




Ve bitişindeki halim;




Hallerimi de geçtikten ve kitabı bitirmemin üzerinden bir gün geçipte kitabı sindirdiğime göre hikayeyi anlatma zamanım geldi. Öncelikle kitap bana göre şu ana kadar okuduğum en özgün kurgular arasındaydı. Çok iyi işlenmişti. Bodice ripper - Karakterlerin başına gelmedik kalmayan romanlar - romanları her zaman sevmişimdir. Ne bileyim, kendimi kitaba daha çok çekilirken buluyorum. Olaylar daha gerçekçileşiyor benim için. Burada da öyle oldu. Karakterlerimizin laflarından öyle etkilendim ki bağrım sızladı derler ya, aynen öyle oldu. Öyle olmak ile kalmadı, ağladım. Saçımı başımı yıpratmak istediğim zamanlarda oldu.

Yorumlarımı okuyan çoğu insan ne kadar mazoşist biri olduğumu bilir. Bu sebepledir ki ben kitabımı seveceksem duyguları yaşayacağım. Anca o zaman zevk alabiliyorum. Yazarı çok severim. Yazış tarzına hayranım. Ama böyle beni benden alan bir kitabı yazdığı için kendisini anlından öpmek istiyorum. Çok ballandırdım hikayeye geçelim en iyisi.

Öncelikle bu bir seri ve serinin üç kitabında da paralel gezegenlerde herkesin bir ikizi olduğu ama huylarının çok başka olduğu bir dünyaya ışınlanan üç kadın kahraman anlatılıyor. İlk kitapta bu iki dünya arası kişilik değiştirme rıza ile olsa da ikinci kitapta ki kızımız kendini uyandığında orada rızası dışında buluyor. Hemde bulunduğu yer vahşi bir kabile ve ikizi oraya kaçırılarak getirilmiş. Eş Avı olarak adlandırdıkları bir ritüele katılmak üzere.

Bu ritüel ise kaçırılan bütün kızların meydana getirilip, Ava katılacak savaşçılara gösterilmesi ve sonra ormana salınıp, askerlerin istedikleri eşleri avlamalarıyla oluyor. Avladıklarında eşlerine sahip olup, köylerine çıplak bir şekilde getiriyorlar. Sonrada evlilik töreni, ziyafet oluyor.

Bu denilenlerin hiçbirinde kadının söz hakkı yok. Susmak, katlanmak durumunda. İstekli veya isteksiz.

Kızımızda gitti yıllardır Ava katılacak kadar ilgisini çekecek birini bulamayan Kralın ilgisini çekti mi? Birde onunla sonuna kadar savaştı mı? Adam da sonra kadını adetlere göre çıplak olarak değilde, Altın bir kıyafet içinde meydana getirdi mi? Ee buda Altın Kraliçe olduğunun resmi belgesi oldu.

Altın Kraliçe onlara göre bir efsane. Savaşçı bir kraliçenin geleceği, büyü yapabileceği ve kocasıyla beraber Tanrı ve Tanrıça olacakları şeklinde bir efsaneleri var. Bu Altın Kraliçe, Altın Soyunda başlangıcını getirecek. Böylelikle Krallık kralı yenenden yenene geçmeyecek. Babadan oğula devredilecek.

Kızımız böyle bir karmaşanın arasında kalıyor. Bir anda dillerinden anlamadığı bir halkı ve kocası oluyor. Aşkın her zorluğa karşı direnebileceğini gösteren güzel bir hikaye. Bu tür kitap sevenlere şiddetle önerimdir.


Değerlendirme;


24 Nisan 2012 Salı

Lady of Light and Shadows - C.L. Wilson


Kitap Adı: Lady of Light and Shadow
Yazar Adı: C.L. Wilson
Türü: Fantastik, Orta Çağ, Romantik
Yayınevi: Leisure Books
Seri Adı: Tairen Soul
Seri Sıralaması: 2
Toplam Kitap Sayısı: 5
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 386
Çıkış Tarihi: 2007

Yorumumu okumadan önce ilk kitaptaki görüşlerimi okursanız, kurguyu daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum;


--

Wow!

Kitap ilkine göre daha çok aksiyon, aşk ve entrika barındırıyordu. Dayanılmaz formülüm. :) Kızımız daha ağırlığını koyabilen, ne istediği bilen biri haline gelmeye başladı. E durum böyle olunca Eld'ler - kötü büyücü ırkı - şehirdeki tüm insanları Feylere - iyi büyü kullanan ırk - karşı döndürmek için elinden geleni arkasına koymuyor. Bu plana kraliçeyi, kızın annesini hatta en yakın arkadaşını bile katmaktan geri kalmıyorlar. Tüm entrikaların ortasında çiftimiz ilk kitabın bitiminde olan, kızımızın kraliçenin oyunuyla afrodizyak etkisi yaratan bir içki yüzünden tüm salona arzu yaymasının etkilerini yaşamaktalar. Kızımız yaptığı şeyden dolayı - elinde olmasada bu durum - utanç duyuyor. Aynı zamanda politik bir krizinde başlangıcını getirmekte.

Herkes Rain'in büyü yaptığını sanıyor ve insanlar toplam yedi saat boyunca iradeleri ellerinden alındığı için şaşkın, huzursuz ve sinirliler. Tamda Eld'lere sınırların açılmaması için yapılacak toplantının arifesinde bu olayın patlaması Feylere çok zarar veriyor. Eld'lerin saman altı işleriyle de sanki Eld'ler kötülenmeye çalışan bir grupmuş gibi gösteriliyor. Bu kadar entrikanın ortasında çiftimiz kur süreçlerini tamamlamaya çalışıyor. Kızımızın rüyaları gece Rain ile yattığından yok olsa da karanlık güçler hala Ellie'yi arama peşindeler.

Yazar kurguya yeni karakterlerde katmış bu arada. Kızımızın anne babası eşleşmiş bir Fey çifti. Baş bir Eld büyücüsü tarafından bin yıldır tutulmaktalar. Büyücü üzerlerinde her türlü işkence ve deneyi kullanmış. Ellie'de bu deneylerinden biri. Kızın annesi çocukla bir şekilde büyücünün elinden kaçmayı becerip kızı kurtarmış. Ama gücünden korkması, kullanmaması içinde çocuğa bir büyü yapmışlar. Eğer gücü ortaya çıkarsa Baş büyücü direk onu bulur diye bunu yapıyorlar.

Kurguya bir diğer katılan ise ilk kitapta adını çok duyduğumuz Karanlıklar Lordu. Bu adam bin yıl önce kardeşinin ölümü üzerine Büyü Savaşını başlatan ve ondan sonra da dahl'reisen - yani kayıp ruha - dönüşen bir Fey savaşçısı. Kendisinin muzur hallerini çok sevdim. :) Gaelen aynı zamanda Rain'in şehre beraber geldiği sırdaşının kardeşi. Karanlıklar Lordu ilk kitapta Rain'in Ellie'nin geçmişi araştırması için gönderdiği iki savaşçının gerçeği - Ellie'nin Baş Büyücü'nün kızı olduğunu - öğrenmesiyle beraber katledilmelerini okumuştuk ve Karanlıklar Lordu bu sahneye şahit oluyor. Hemen akabinde o yaralı haliyle, sırf kardeşini kurtarmak için dere tepe düz gidip şehre, Ellie'yi öldürmeye gidiyor.

Kızın etrafında onca adam varken bunu nasıl başaracak derken iş bu ki, Baş Büyücü kızın babasına öyle bir işkence yapıyor ki, adam kızdan duygularını gizleyemiyor. Aralarında kan bağı olduğundan bu durum söz konusu. Bu yüzden kızımız sanrı olarak tanımlayacağımız tuhaf nöbetler geçiyor. Kendini evinin yakındaki göle atıyor. Şans bu ki Karanlıklar Lordu orada öylece, halsizce yatmakta. Sudan kaldırıp karaya çektikten sonra daha Rain onu durduramadan Gaelen ne yapıyorsa yapıyor ve kıza dokunuyor. Tüm olaylar oradan sonra yeni bir anlam kazandırmaya başlıyor. Bu kitapta ihaneti yazar çok keskin hatlarıyla işlemiş. Annesinin ve Rain'in ihanetini sizde tüm canlılığıyla hissedebiliyorsunuz. Ne kadar aralarında ciddi bir bağlılık ve sevgi varsa da Ellie'nin bir Baş Büyücünün kızı olduğu söylentisi ikilinin aralarını açmasıyla bir sürü belalarda başlarına açıyor. Kitapta histeri krizleri geçirdiğim yerlerde yok değil. Hele bir yerde gülmek ile ağlamak arasında kaldım ki halim kareliktir. :D Ne denir ki? Yazar şaşırtmayı seviyor. Heyecanla okunan, okudukça karakterleri benimsediğiniz bir seri. Ben fazlasıyla benimsedim. :)


 Dipnot: Sonunda evlendiler!





Değerlendirme; 




14 Nisan 2012 Cumartesi

Kalbimin Tek Sahibi - Jo Beverley


Kitap Adı: Kalbimin Tek Sahibi
Yazar Adı: Jo Beverley
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Yayınevi: Artemis Yayınları
Seri Adı: Dark Champion
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 4
Format: Paperback
Dil: Türkçe
Sayfa Sayısı: 480
Çıkış Tarihi: 2011
Çevirmen: Solina Silahlı

Süperdi, süperdi, süperdi :D Diyecek başka kelime bulamıyorum. Uzun zamandır hasretini çektiğim, kendimi kaptırabileceğim bir kitap bulduğuma ne kadar sevindiğimi anlatamam. Zaten orta çağ kitaplarını her zaman - ne kadar karakterler mutlaka inatçı, olaylar o çağa uygun olarak sert olsada - sevmişimdir. Karakterler yüksek dozda iletişim bozukluğundan yakınsalarda kitabın sonunda bunuda hallettik ve içimiz rahat bir şekilde kitabı kapattık :)

Konumuza gelirsek hikaye 1060 ların sonlarında İngiltere'nin Fransız Normanlar tarafından işgalinde geçiyor. Oğlumuz bu savaşta çok kritik bir yerde çünkü annesi ingiliz ve yılın bir kısmı İngilterede bir kısmında Fransada yaşamış. Hikayede bir bağlılık savaşıda var. Ülke işgal edildikten sonra isyanın başındaki kişi ise Aimery'in dayısı. O yüzden kendi babası bile oğluna şüpheyle, her an onlara ihanet edecekmiş gibi bakıyor.

Kızımız ise bir norman savaşçısının kızı ve annesinin dileğiyle manastıra kapatılmış. Ama babası ve abisi savaşta ölüpde topraklar ona kaldığında evlendirilmek üzere İngiltereye getirilmiş. Arazisini tanıması için topraklarına gönderildiğinde bir gün etrafı dolaşırken derede yüzen bir adamla karşılaşır ve anın heyecanına kapılıp gözünü başka tarafa çeviremez, çevirdiğinde ise çok geçtir adam onu kıskaçlarının arasına çoktan almıştır. İngilizce konuşmasından bir şey anlamayan kız adamın yüzüne şaşkınlıkla bakıyor ve onu öpmesini bekliyordur.Tabi adamın hoşçakal diyip gidişiyle ise hüsrana uğramıştır.

Tekrar karşılaşmalarında ise bu sefer kız olaya müdahale etmiştir. Ve bu adam Altın Geyik diye tanınıyor, köylüler tarafından bir kurtarıcı olarak görülüyordur. Kral ona seçme şansı sunup karşısına 3 adam diktiğinde Madeiline karşısında Altın Geyiği görünce çok şaşırmıştır. Adam diğerleri gibi ona kur yapmıyor aksine onu istemediğini her fırsatta belirtiyordur. Ama kader öyle oyunlar oynamıştır ki bu ikili kendilerini evli ve tehlikenin tam ortasında bulmuşlardır. Aşk,tutku,bağlılık ve güvensizliği konu alan bu hikayeye umarım benim gibi seversiniz :)

Değerlendirme;


Lord of the Fading Lands - C.L. Wilson


Kitap Adı: Lord of the Fading Lands
Yazar Adı: C.L. Wilson
Türü: Fantastik, Orta Çağ, Romantik
Yayınevi: Leisure Books
Seri Adı: Tairen Soul
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 5
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 402
Çıkış Tarihi: 2007



Romance ağırlıklı bir epic fantasy okumak ilginç bir değişiklik oldu. Yazar kendi dilini, dünyasını oluşturmuş. Dili sana ezberlettirmeyi de amaçlamış. Bir süre sonra çevirisini vermiyor. Kitabın son sayfasında bir sözlük mevcut ama.

Kitabın başını çok sevdim. Cümleler, yazarın duyguları ifade edişi beni çok etkilemişti. Ortalara doğru doğal olarak bir entrika durumu işin içine girince biraz sıkılmaya başladım. Sonuna doğru iyileşti. Rain ile Ellie arasında ki oldukça sıradışı. Erkek karakterimiz yeri gelince çok kırılgan olabilen - bu sadece kızımıza karşı - yeri geldiğinde de çelikten sert ve kararlı biri.

Kızımız ise cesur ama yıllardır yaşadığı hayat tarzının verdiği bir eziklik içinde yaşamış gibi geldi bana. İleride baya yeri göğü inletecek ama daha zaman var. Bu kitapta çiftimizin tanışması, nişanlanmaları ve aralarına girmeye çalışan kötü güçler anlatılmış. Pes dedirtecek derece de çok insan da girmeye çalışıyor. Kraliçe mi, kızın annesi mi, kötü adamlar mı, kızı zorla evlenmeye iten adam mı dersiniz oho liste uzun. Kitap ara ara da beni gülümsetti aslında.

Kızımızın gardiyanları ile diyaloglar bir alemdi. Çiftimizin bu kitapta evlenmelerini bekliyordum aslında ama yazar seriyi beş kitaplık yaptığından elinden geldiğince erteleyecek olayı gibi geliyor. Bunu böyle yaparken de okuru sıkmasından çekiniyorum bir de. Bunuda devamını okuyup göreceğim.

Kitap bir sürü bilinmeyenlerle dolu aslında. Bu Feyler beş elementi - Toprak, Ateş, Su, Hava ve Ruh - kullanabiliyorlar. İnsanlar üzerinde büyüler yapabiliyorlar. İstedikleri bir şeyi yaptırmak, unutturmak gibi. Görünmez olabiliyorlar. Ölümsüzler ama her öldürdükleri kişinin ruhu onunla beraber kalıyor ve içlerinde ki kötülük o Fey'i içten içe yiyor. Özellikle de ruh eşini bulamayanlar del'rahaisen - yazımı böyleydi sanırım, kitapta çok tuhaf isimler olduğunu söylemiştim değil mi? - tipine, yani karanlık tarafa geçiyorlar.

Feylerin hepsi Ruh elementinin yardımıyla zihinlerinden birbirleriyle konuşabiliyor. Öldürülmeleri için kafalarının kesilmesi lazım. Bunun dışında her türlü yarayı Fey kadınları - bunların hepsi iyileştiricidir - iyileştirebiliyor. Tairen Ruhlarının - yani Rain gibilerin - ruh eşi olmuyor aslında. Bu kızın onun nasıl ruh eşi olduğu tamamen bir gizem. Kızın kimliğide öyle. Kızla zihinsel olarak konuşabiliyorlar, duygularını aktarabiliyor, rüyaları paylaşabiliyorlar. Bağ sapasağlam bir hale gelince iki kişi değil bir bütün olacaklar.

Kitap kötü düşmanlarsız olmaz. Onlardan da iki üç tane bulunmakta. Her yakadan saldırıyorlar çiftimizi ayırmak için. Büyüleri, iksirlerini eksik etmiyorlar. Buna ek olarak bir sürü şey sizi kitapta beklemekte. Epic Fantasy seviyor ve romancete okuyorsanız, okumanızı mutlaka öneririm. :)

Konumuza gelirsek, Rain bir Fey - bunun tam bir çevirisini bulamadım. Peri desen değil ama ona yakın bir şey. - kralı. Aynı zamanda Tairen adında büyük kanatları olan ve perilere bağlı bir türünde ruhunu taşıyor ve onun kılığına bürenebiliyor. Sorun şu ki Tairenler ölmek üzere. Feylerde de Büyü Savaşından beri sadece bir çocuk doğmuş. Soylarının devamının gelmesi için Doğruluğun Gözüne yalvarıyor Rain. İlk başta emrediyor ama taş oldukça güçlü. Son çareyi yalvarmakta buluyor ve iki görüntüyle bahşediliyor. Biri asıl kızımızın görüntüsü. Diğeri ise kızın yaşadığı şehir. Savaş zamanında kalbinin eşini kaybeden oğlanımız dünyayı yakıp yıktığından beri ilk defa topraklarından çıkıyor.

Kızımız ise bir marangozun üvey çocuğu. Yirmi dört yaşına gelmiş bir kız. Geçit töreninden bir gece önce sürekli peşinde koşan adama annesinin zoruyla güzel görünmek isteyen kızımız, onların gençleri yanlız bırakmasıyla tacize uğrar. Adam kızın boğazını ısırıp izini bırakmıştır. Kız çok sinirlerek etrafa bir enerji yaymış ve bu şehrin yakınlarında ki asıl oğlanımıza bile ulaşmıştır. Oğlan bunun bir ruh eşinin çağrısı olduğunu biliyordur ama o kadar kısa sürmüştür ki yerini bulamaz.

Bu ısırık olayı insanların adetlerine göre sahiplenilmek için yapılan bir ritüeldir. Başına gelen kız evlenmezse o kişiyle, dillere düşer. Kız işin bu kısmından habersiz ama. Başına ne geldiğini bilmiyor ve ertesi gün geçit törenine kardeşleriyle beraber gidiyor. Kalabalıktan dengesini kaybedip yere düşünce eli kırılıyor ve o anda Rain gökte Tairen halindeyken hemen kızın yardımına koşuyor.

Kız elinin kırıldığına mı şaşırsın, koskoca canavar yanı başına konduğuna bilemeden oğlan bir büyüyle etraflarını kapatıyor. Tabii, bu tamamen iç güdüsel. Ruh eşlerini korumak onların içinden gelen bir şey ve Rainde bir zamanlar delirdiğinden bu duygu çift kat daha zor zapt edilir şekilde. Bir şekilde onu sakinleştirip kızı tedavi ediyorlar. Eve gitmek isteyince de peşinde 100 tane Fey savaşçısıyla yol alıyor. Akabinde asıl karmaşa başlıyor. Yaralamalar, mahkemeler mi dersiniz türlü entrika peşini kovalıyor. Acaba Ellie Rain ile arasında ki bağı kabul edip, benimseyecek midir?

Değerlendirme; 




5 Nisan 2012 Perşembe

The Dragon Who Loved Me - G.A. Aiken




Kitap Adı: The Dragon Who Loved Me
Yazar Adı: G.A. Aiken
Türü: Fantastik, Orta Çağ, Erotik
Yayınevi: Samhain
Seri Adı: Dragon Kin
Seri Sıralaması: 5
Toplam Kitap Sayısı: 6 + 2 Ek Kitap
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 383
Çıkış Tarihi: 2011






Son iki kitabı sevemememin günahı senin boynuna Izzy. Dörde nazaran bu kitabı daha çok sevdiğim bir gerçek. Ragnar'ın kardeşi Vigholf abisinden daha eğlenceli biriydi. Keita'nın savaşçı kuzenine beş yıldır yanık olan bu aptal aşığımız gösterme biçiminden baya yoksun bir ejderhamız. Kızı her fırsatta bir erkeğe ihtiyacı olduğu, kadın olduğundan zayıf olduğunu söyleyerek rencide etmesi ise kotkafalılığının göstergesi olsa gerek. Ama kaptırmış işte akıl baştan gitmiş diye mazur gördüm.

Ayrıca yazar artık abarttı bu savaş olayını diye düşünmekteyim. Baygınlık geldi. Pinpon topuna döndüm. Annwlyn başka cephede başka düşmanlarla, Fearghus ve kardeşleri başka cehpede diğer bir düşmanlarla savaşta. Kahramanlarımızda arada gidip gelen piyonlar misali. Ayrıca Eibhear ile kuzeninin beş yıldan sonra bile kavga ediyorlar olması sinirlerimi tepeme topladı. Hele herkes Izzy iyi bir halt etmiş gibi sırtını sıvazlamıyor mu? Çiftem nerede benim intihar edeceğim modundaydım oralarda. Bu sebeplerden dolayı altıncı kitap çıkmış olsaydı bile hemen okumazdım. Sinirlerimin buna yetebileceğini sanmıyorum!

Konumuza gelirsek Rhona - namı değer Viper Keita'nın kuzeni - klanının diğer fertleri gibi beş yıldır savaşmaktadır. Üçüz kardeşleriyle beraber bir saldırıyı daha geri püskürtürken Vigholf ve takımı gelip işi bozmuşlardır. Üstüne üstlük bu dağlı Şimşek ejderhası babasının yaptığı mızrağı kırmıştır. Adama buradan takar. Gel gelelim ki Keita'nın ona verdiği görevde de peşlerine takılmıştır bir kere.Annwlyn ikizleri yine öldürülme tehlikesi altındadır ve Ren - yani Kum Ejderhası - çocukları kendi diyarına teleport edip güvenliklerini sağlayacaktır. Çok az kişi bu görevden haberdardır ve Vigholfde güya çaresiz, zayıf kadını kurtarmak adına peşlerine düşmüştür. Bu sırada ne yapıpta kadını savaş bitince yanında götürebileceğinin planlarını yapmaya çoktan başlamıştır. :)

Değerlendirme;






Last Dragon Standing - G.A. Aiken






Kitap Adı: Last Dragon Standing
Yazar Adı: G.A. Aiken
Türü. Fantastik, Orta Çağ, Erotik
Yayınevi: Samhain
Seri Adı: Dragon Kin
Seri Sıralaması: 4
Toplam Kitap Sayısı: 6 + 2 Ek Kitap
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa Sayısı: 470
Çıkış Tarihi: 2010




Seride en az sevdiğim kitap. Bu hayal kırıklığım Ragnar'ın pısırık çıkmasından dolayı olabilir pekala. Yani adamın ataları filan eşlerini kaçırıp, kanatlarını kaçmasın diye koparan birileri olunca adamdan azıcık bir sertlik bekliyorsun doğal olarak! Ama karşısındaki Viper takma adlı Keita olunca biraz hak verdim ona. Bu cadı öyle aşırı maço birinin yanında durmaz kuş olup - bu durumda ejderha olup - uçar giderdi. Tabi bu benim beklentimi ve hayal kırıklığımı değiştirmiyor.

Bunun dışında bu kitapta Izzy'de beni şoka ve hayal kırıklığına uğrattı. Eibhear'ı sevdiği ve onunla eşleşeceğini bildiği halde sen git Eibhear'ın kuzeniyle yat. Böyle de rezalet görülmedi. Eibhear'da bunu acı yoldan - o sahneye şahit olarak - öğrenince Clyne'e bir güzel uçtu. Ama herkes oğlanı kızı rezil etti diye kızdı ya ben şiştim de şiştim. Hatta o kavga sahnesinde toplum içinde olmasam oğlanın haline ağlayacağım o derece! Ne kadar Eibhear saflık, salaklık edip kıza karşı ilgisini görmezden gelsede Izzy de biriyle illa yatacaksa bu onun kuzeni olmamalıydı! Neyse efenim bu konuda çok doluyum. Azıcık seriden soğumamada neden olmuş bir konudur. Ne yapayım iflah olmaz bir romantiğim!

Konumuza gelirsek malum Ragnar iki yıl önce Keita'yı babasının elinden kurtarmış ve kızı bir sürede kendi tutmuştur. Bu süre içinde kedi köpek gibi olan ikili, Ragnar kızı salı verdikten sonra Keita'nın onu gizli bir ataklı kuyruğuna mıhlamasıyla son bulur. Neyse efenim aradan geçer iki yıl, bu iki yıl içerisinde Şimşek Ejderhaları ile bizimkiler arasında bir barış sağlanmış. Hatta Eibhear'da eğitim için Şimşeklerle kalıyor.

Bir gün kraliçe yani Rhiannon oğlunu geri çağırıyor ve Ragnar'ında ona eşlik etmesini isteyince bir şeyler sezen ama çaktırmayan Ragnarımız kuzu kuzu uyuyor buna. Yolda belli bir bölgeden uçarak geçmemeleri ihtarına ise Keita'nın köylüler tarafından idam edilmek üzere olduğunu görmesiyle gizemi çözülüyor. Bundan sonrası da olaylar silsilesi. :)


Değerlendirme;




23 Mart 2012 Cuma

What A Dragon Should Know - G.A. Aiken


Kitap İsmi: What A Dragon Should Know
Yazar Adı: G.A. Aiken
Yayınevi: Zebra
Türü: Orta Çağ, Fantastik, Erotik
Seri Adı: Dragon Kin
Seri Sıralaması: 3
Toplam Kitap Sayısı: 6
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa: 460
Çıkış Tarihi: 2009


Breic'i yani ikinci kitabı bitirdikten sonra bu kitabın vaat edici olacağını biliyordum ve yanılmadım. Her zamanki gibi bolca güldüğüm bir okuma süreci ile kitabı sonlandırmış bulundum. Yazar kadroyu genişletmek amacıyla haneye baya ilginç türler kattı. Mentorlar, Kum Ejderhaları, Su Ejderhaları filan ohoo varda var. Bu kitapta ki kızımızda bir insan. Breic'in ki gibi cadı filanda değil. Ne tesadüf çok ilginç bir şekilde tanrılardan birinden şöööyle altı yüz yıl yaşatan bir mühür aldı. Happy ever after'ı da garantiledi yazar böylece. Gwenvael çok komikti. Cidden adamda ne utanma var ne bir şey! Hele kızı nasıl kandıracağını bilemeyip timsah gözyaşları dökmesi. Şok etkisi yarattı bende!

İkilinin çatışmaları süper. Baya bir Annwlyn ve Fearghus - ilk kitaptaki kahramanlar - okuduk bu kitapta. Serinin en aksiyonlu kitabıydı zannımca. Kız kaçırmalar, ejderhalar tarafından kovalamalar, Mentorlarla savaş, doğumlar. Seriyi sevenler bu kitabıda seveceklerdir. Ayrıca spoiler olacak ama Breic'in eşi hamileee. Nasıl ya filan demeyin bende bilmiyorum. Bu çocuklar zaten anormal. Hele Annwlynkiler. Ne gülüyorum Fearghus'un oğlu için onu öldürmek istediğini düşünmesi, aynı şekilde Annwlyn'de kendi kızı için öyle düşünmesine. Fearghus için kızı bir prenses oğlu kötü adam Annwlyn içinde oğlu bir prens kızı cadı. :D Özetle ilk defa çok komik olupta kendi kitabında beklentilerimi yıkmayan bir karakter ile karşılaştım ve çok mutlu oldum.

Konumuza gelirsek Gwenvael her zaman ki gibi koca çenesini tutamayıp yedi aylık hamile olan Annwlyn'e davul gibi şişmişsin gibi bir şey söyleyip özrünü verilen göreve gidip dilemesiyle başlıyor. Yalnız görev önemli zira Annwlyn'e gönderilen mektupta çocuklarıyla ilgili olduğu söylenmiş. Gwenvaelde az gitmiş uz gitmiş o bölgeye de giderkende hep bir Canavar lakaplı şahısla ilgili olur olmaz şeyler işitmiş. Gittiği yerde de Canavar'ın minicik bir kadın olduğunu gördüğünden herkesin önünde basmış mı kahkahayı? E o kız sana daha bekle verir bilgiyi. Kızı kandırmak için atmadığı takla kalmadıktan sonra sonunda bir şekilde kandırır ve macera dolu yolculuklarına böylece başlarlar.

Değerlendirme;





Celtic Storms - Delaney Rhodes


Kitap İsmi: Celtic Storms
Yazar Adı: Delaney Rhodes
Yayınevi: Self-Publisher
Türü: Tarihi Aşk Romanı (!), Orta Çağ
Seri Adı: Celtic Steel
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 5
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa: 314
Çıkış Tarihi: 2012

Kitabı netgalleyden yorumlamak niyetiyle almıştım. Aslında kitaptan haber olmam çok daha ötesine gidiyor. Sanırım yazar twitterdan beni takip etmişti. Neyse efenim benim o zamandan gözüm takılmıştı. Hem konuya, hem kapağa.Görüncede hemen talep edip okudum.

Ama bu kadar mı yanılır bir insan? Saçımı başımı yolacaktım herhalde. Öncelikle benim beklentim bir Tarihi Aşk Romanıydı. Kitapta aşk görebilsem dişi mi kıracağım yahu. Tamam arzu var ama nerde aşk? Hani? Onu geçelim özette belirtilen zoraki evlilik kitabın %75'inde gerçekleşiyor mu? Bana afakanlar bastı tabii. Gerçekleşiyorda n'oluyor sanki. Evlilikleri olacağı akşam o sahneyi anlatmadan pat diye 8 gün sonrasına atlıyor hikaye. Tabii bu aralar ben ya sabır çekmekteyim. Neyse okudukta ne çıktı karşımıza!

Adam düğün gecesi önemli bir şey için çekmiş gitmiş sekiz gündür gelmez olmuş mu? Kızda ben evlilik iptali istiyorum diyor. Tabii ben o aralarda tansiyonum aleti nerede diye sızlanmaktayım. Velhasıl efendim kitap kızımızın kocasının peşinden gitmesiyle öylece dank diye bitti mi? Kendimi daha önce bu kadar afallamış hissettiğimi hatırlamıyorum. Birde kitabın yarısı kötü karakterin gözünden anlatılmış. Yazar acaba hiç okuduğu Tarihi Aşk Romanlarından nasibini alamamış mı dedirtti bana. Ayrıca malesef ki ikinci kitap bu çift gözünden değil. Nasıl devam edeceğini bilmiyorum açıkçası umurumda da değil.

Konumuza gelirsek oğlumuz Patrick bir kabile reisinin oğludur ama küçükken geçirdiği bir kaza sonucu sağ elinin kemikleri un ufak olduğundan pekte bir kılıç tutamaz. Bunun dışında o kaza yüzünden korkudan da kekeme kalmıştır. Babası bir gün bunu çağırır ve O'Malley klanının varisiyle evleneceğini bildirir ve macera başlar. Kızımızda bu evliliği istememektedir. Oğlan yola çıka dursun kötü karakterimizde O' Malley klanına büyüler yapa dursun hikaye böylece gelişmektedir.

Celtic Storms was provided by netgalley.com in behalf of DR Publishing.

Değerlendirme;





14 Mart 2012 Çarşamba

Kralın Buyruğu - Deborah Simmons




Kitap ismi: Kralın Buyruğu
Yazar Adı: Deborah Simmons
Yayınevi: Harlequin
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Seri Adı: The de Burghs
Seri Sıralaması: 2
Toplam Kitap Sayısı: 6
Format: Paperback
Dil: Türkçe
Sayfa: 224
Çıkış Tarihi: 2011







Kitap hoştu ama ilkinden daha güzel bulamadım malesef. Dunstan tam sevdiğim tipte bir karakterken Geoffrey benim tarzımın dışında bir karakterdi. Fazla sabırlı, alttan alan, iyimser ve bağışlayıcı. Böyle pamuk gibi bir adama da böylesine şirret bir kadın rastlar zaten! Kitabın yarısından fazlasına kadar oğlum sen bu belaya nasıl bulaştın, böyle bir kaderi hak edecek ne günah işledin dedim durdum kendime.

Mallory'i ise bir kaşık suda boğsam yeriydi. Tamam tamam, diyeceksiniz kızın sebepleri vardı. Evet, vardı ama bu kitabın yarısına kadar kızı boğma isteğimi gideremedi malesef. Sonrada kıza sempati duymaya başlasamda bence yazar kızın inadını fazlaya kaçırdığı için bende o kadar da etkisi olamadı.

Geoffrey'in de klasik bir aptal aşık olması ise işleri hiç te kolaylaştırmıyor elbette. İlk önce onun sevdiğini itiraf etmemesine şaşırdım aslında. Ama gidipte hemen kızı kurtardığının salisesinde diz çöküp ilan etmesi ise komik geldi :)

Çeviriye gelirsek bir tek maruzatım var. Kitabın başlarında çok fazla "O" lafı geçiyordu. Orjinal metninde sanırım "She","He" diye yazılan yerleri direkt çeviriyle yapılınca kitabın akışı bozulmuş. Sonradan bu olay düzeldiğinde rahatça, gözüme takılmadan kitabı okuyabildim.

Konumuza gelirsek De Burgh erkeklerinden biri kralın buyruğuyla Mallory Fitzhugh ile evlenmek zorundadır. Ama kadın ilk kocasını gerdek gecesi öldürdüğünden kimse bu göreve yanaşmamaktadır. En küçük çöpü çeken Geoffrey bu kadınla evlenme talihsizliğine hak kazanmıştır.

Düğün için seyahat ettiklerinde toprakların berbat durumunda olduğunu görmüştür. Evinde aynı halde olduğunu görünce içini karamsarlık kaplar. Hele ki müstakbel gelin onları karşılamaya bile tenezzül etmemiştir.

Geoffrey odasına gider ve bu vahşi kadınla ilk defa tanışır. Evlenmeleri zar zor olsa da kadın ondan sonra her adımda adama lanetler yağdırıyor, öldürme vaatleri veriyordur. Hatta bir keresinde Geoffrey'e sürekli taşıdığı bıçaklarından birini fırlatmış ve bilerek sıyırmasına sebep olmuştur. Geoffrey ise bıçağı yerinden alıp karısına "Bunu düşürmüşsün (!) karıcığım (!!)" diyerek geri vermiştir. Siz adamın sabrını sebatını tahmin edin yani :)

Ama herşey Geoffrey'in abisinin kalesine yapılan ziyaretten sonra değişir. Mallory'nin içine De Burgh'ların düşündüğü gibi şeytanın ta kendisi olmadığına dair bir şüphe tohumu düşmüştür bile...

Değerlendirme;

3.5/5



Taming the Wolf - Deborah Simmons





Kitap ismi: Taming the Wolf
Yazar Adı: Deborah Simmons
Yayınevi: Harlequin
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Seri Adı: The de Burghs
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 6
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa: 299
Çıkış Tarihi: 1997





Kitabı gülerek ağlayarak bazı yerlerde yazarın uzatmalarına sıkılarak okudum. Ama sevdim mi? Evet, hemde çok. Kızımızın başına gelen olaylardan tutun sonuna kadar bol aksiyonlu bir kitaptı. Ama yazara seyahat bölümlerini keşke o kadar uzatmasaydın demeden de edemedim yahu!

Kitabın yarısı neredeyse karakterlerimizin ingilterenin bir ucundan öteki ucuna gidip gelmeleri ile geçti. Ama şu da bir gerçekti ki Marion'un sürekli Dunstan'ın elinden kaçması ve yaşananlar komikti. Hele kitabın en başında Marion'la evlenmeleri için De Burgh'ların babasının talepte bulunmasını ve koskoca korkusuz De Burgh'ların bu fikirden vebalıymışçasına kaçmaları komikti. Kızımızın adama ilk görüşte bağlanmasını, iç düşüncelerini tatlı buldum. Hele ki Dunstan'ın kıskançlık krizleri :))Okuduğum en iyi harlequin Historical'lerdendi.

Konumuza gelirsek Marion oldukça yüklü olan mirasa sahip bir leydidir. Amcası vasisi olduğu ve malında gözünde olduğu için kızı evlendirmez. Zulüm etmektende geri kalmaz. Kızımız bir gün ondan güvenilir insanlarla beraber kaçmayı başarır. Yalnız amcası en kana susamış adamlarını peşlerine salar ve kızımız bu çarpışmada yaralanıp hafızasını kaybeder. Onuda Geoffrey ve Simon De Burgh kurtarır. Evlerine getirip kendi kardeşlerinden eksik etmezler kızı.

Bir tek ismini biliyorlardır haklarında. Etrafa haber yayarlar. Dunstan'ın babasını bir yıldan sonra ilk kez ziyaret ettiği gün haber gelmiştir. Amcası kızı geri istiyordur ve bunun uğruna savaş açmaya hazırlıklıdır. De Burgh'ların babası kızı bırakmaya gönlü el vermiyordur. Oğullarına onunla birinin evlenmesini söyler. Ama hiç biri bu fikre yanaşmaz ve en sonunda Dunstan'ın kızı evine kadar eşlik etmesine karar verir.

Yol boyunca kız oraya gitmek istemediğini kötü şeyler sezdiğini söyledik ve kaçtıkta Dunstan kızı yine de amcasına ulaştırmakta kararlıdır. Hatta bütün konvoyu kendi kızın peşinde koşarken katledilmesi bile onu bu görevden alı koyamamıştır. Ta ki kızın amcasının gerçektende kötü olduğunu görene kadar. Kızı kaçırıp kendi mantığıyla "kurtarmak" adına evlenmiştir. Ama sorun şu ki düşmanlar her daim pusuda beklemektedir...

Değerlendirme;


4.5/5


13 Mart 2012 Salı

Esaretten Özgürlüğe - Margaret Moore





Kitap ismi: Esaretten Özgürlüğe
Yazar Adı: Margaret Moore
Yayınevi: Harlequin
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Seri Adı: Warrior
Seri Sıralaması: 13
Toplam Kitap Sayısı: 15
Format: Paperback
Dil: Türkçe
Sayfa: 224
Çıkış Tarihi: 2011






Kitabı çok sevdim ve elimden bırakamadan malesefki çabucak bitirdim. Orta Çağ dönemi ile ilgili kitapları ayrı bir sevgim olduğundan, kitapta bunun hoş bir örneği olduğu için çok sevdiğimi düşünüyorum. Elizabeth manastırda geçirdiği 13 yılda çok zorluklar geçirmiş ama yaşama sevincini, direncini kaybetmemiş bir kızdır, Raynold ise ilk evliliği karısının onu öldürmeye kalkışması ve onunda eski karısı itmesi sonucu karısının kazara ölmesiyle sonuçlanmış, o günden beri kendini her türlü duyguya kapatmış bir lorttur.

Hikayemiz yapılan evlilik anlaşmasına Elizabeth'in kuzeninin uymaması ve onun yerine Elizabeth'in Raynold ile evlenmesi için onun kalesine doğru yola çıkmaları ile başlıyor. Elizabeth manastırdan kurtulmak için elinden geleni yapmaya çalışıp adama iyi bir eş olacağına dair sözler vermiş ve kendini sağlama alarak o gece evlenmelerine sebep olmuştur. İlk başta Raynold onu yok saysada zamanla çift birbirlerine alışmış ve sevmeye başlamışlardır. Ama Raynold'un eski eşinin kardeşi yani ezeli düşmanı ona bu mutluluğu çok görmüştür ve eşiyle birbirlerini sevdiklerini gördükçe çığrından çıkıyordur. Tuzaklar kurulmaya başlanmıştır, en iyi tuzağın bile Elizabeth'in aklı, bilgeliği, öngörü yeteneği ile Raynold'un gücü, cesareti, acımasızlığı karşısında şansı yoktur.

Değerlendirme;


27 Şubat 2012 Pazartesi

The Conqueror - Brenda Joyce


Kitap ismi: The Conqueror
Yazar Adı: Brenda Joyce
Yayınevi: Dell
Türü: Tarihi Aşk Romanı, Orta Çağ
Seri Adı: de Warrenne Dynasty
Seri Sıralaması: 1
Toplam Kitap Sayısı: 12
Format: E-Book
Dil: İngilizce
Sayfa: 432
Çıkış Tarihi: 1990

English Review;


Well well here is the time come to review this book. But I cannot put right word on it. Sometimes I overjoy, sometimes felt horror, sometimes I close to tears. It's such a incredible book. I never accept rape in the book or real life it doesn't matter this issue always bother me and in this book my mind didn't banter this situation. Yes hero is like Pagan God. Strong, unyielding, relentless. And Heroine is such a warrior, always hang on her life and never hold off her tongue.

Yes, it is the beginning this problem nearly cost her life. History begun with the calling Rolfe Relentless destroy rebel camp and one girl stood one step front of the other and beg for mercy. But Rolfe didn't bother himself with the plea and camp is destroyed. But the girl who is beg intriguing her and he went after to rape her. He almost rape her until his men tell him who is under him is the rebel leaders sister. And story begun action never end till the books end.


--- Story contains --

Rape - Said again I don't accept rape but in this book I feel different about this matter, than the other story.

Body-ripped heroine - She knew it the beginning her action will forfeit.

Cheating - Another disapprove from my part. Hero maybe wise in the battle but if the subject is love they turning stupid lad.

Slangy talk - I don't care talks in the book. I read that before such as talk like this books contains.

Use body for deception - Another disapprove, but if this part isn't in the story hero and heroine didn't love each other at least not properly. So at least I endure this condition.

Hatred half sister :D -
Yeah if they will give it to me I will kill her! Such a hatred doesn't good sanity.

Türkçe Yorumum;

Kitap cümlelere sığdıralamayacak kadar güzel açıkçası bayıldım. Tam bir orta çağ kitabı. Neden tam bir betimlemesini kullandım, çünkü içerisinde tecavüz mü ararsın, kırbaçlanmamı, aldatmamamı - her türlüsü - herşey vardı ama bunlar gözünüzü yıldırmasın yazar o kadar başarılı ki bu konular gözünüze inanın batmıyor bile. Ben ki tecavüz konusunda her zaman hassasımdır bu kitapta üstüne düşmedim bile. Ki erkek karakterimiz bir öküz orası kesin. Şehevani bir yaratık resmen. Uçkuru uğruna neler yapıyor neler. Azıcık hikayeye gireyim hikaye 1070lerde geçiyor.

Piç Willam yani Normandiyalı Dük William'ın İngiltereyi işgal ettiği zamanlar. Oğlumuzun ismi Rulfe. Kendisi Acımasız Rulfe olarak nam salmıştır. Kralın sağ kolu en güvendiği adamdır. Kendisine savaştaki başarısı karşılığı Aelfgar kalesini ve oranın leydisini veriyor. Derken oğlumuz evine doğru yola çıkıyor. Yolda bir isyancı kampını yok ediyor. Orda bir kız yoketmemesi için yalvarıyor. Ama bizimkisi dinlemez. Yakıp yıkıyorlar. Sonra kız ormana doğru gidiyor bizim elemanda peşinden. Kızı yakalayıp tecavüz etmeye çalışıyor tam edicekken askeri gelip kızın isyanın lideri olan kardeşlerin kız kardeşi olduğunu söylüyor. Adam onu bırakıyor.

Kız aslında o kardeşlerin üvey kardeşi. Oğlan kızıda müstakbel nişanlısı Lady Alice sanıyor. Kızda tecavüzden kurtulmak adına sesini çıkarmıyor. Adamın lafları yetiyor zaten. Bide kızın gözünde bir problem var. Yorgun olduğunda sol gözü yanılmıyorsam kendi kendine tepki veriyor. Bu yüzden kıza herkes küçüklüğünden beri cadı diyor. Ama kızdan şu ana kadar korkmayan ve onu arzulayan tek kişi Rulfe. Kaleye gidipte yanındaki kızın gelini olmadığını öğrenince bizim elemanın asabı feci bozuluyor. Kızın peşinden çok gidiyor. Kızın kız kardeşi zaten bu kıza feci haset duymakta annesi onun annesi yüzünden babasının gözünden düşmüş diye.

Bide yaşı geçiyor evlenmesi lazım tek umudu Rolfe olmuş. Peşini bırak yoksa kötü olur diyor. Halbuki Rolfe sürekli peşinde kızın. Bizim salak kızda Alice'ı kurtarma derdinde. O adamla evlenme vs kaçırım seni diyor salak işte nolcak. Bu haberleri Alicede büyük zevkle Rulfe'e yumurtluyor ki kız kardeşinden soğusun ama ne faide. Derken bir gün Rolfe şansa ormanda kızın birne sarıldığını görüyor kıskançlıktan saldırıyor geçiyor kızın sarıldığıda kaçak olan isyanın başındaki liderlerden biri çıkmasın. Adam hemen tutuklatılıyor. Derken Rulfe ve Alice evleniyorlar. Onların düğün yemeğinde bizim kız abisinin kaleden kaçmasına yardımcı oluyor. Rulfe affediyor onu ama!

Adam kızın ona ihanet ettiğine o kadar inanmak istemiyor ki kitapta insanın içi gidiyor o anlarda. Heleki bir yerde kız kırbaçlanmak zorunda kalıyor ihanetten. Adamın içi gidiyor o görüntüde. Kırbaçlanma bitr bitmez alıyor herkesin gözü önünde kızı kucağına yatağına taşıyor. Kötü rüya gördüğünde sakinleştiriyor filan çok duygusaldı oralar ya. Tuhaf bir kitap özetle hop oturup hop kalktım kah ağladım kah güldüm :) Umarım bu yorumu okuyanlarda benimle aynı düşüncededirler.

Değerlendirme;


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...